5 Temmuz 2010 Pazartesi

Mavi Acı

Karanlığın beni yok etmek için verdiği savaşı kazanmasına izin vermemeliydim. Tüm benliğimi saran ona ağır bir darbe vurmak arzusuyla, mumu yaktım. Sanki görünmez bir el, alevin çevresinde yarım daireler çizdi. Daireler birbiri etrafında büyüdü, tüm odayı aydınlattı. Gözlerim giderek daha fazla detay seçti. Onca eşya arasında, bakışlarım yatağımın karşısındaki çalışma masasına kitlendi. cam kalemlikteki fırçalar, kanımı maviye boyadı.

Söz vermiştim; ama, belki bu, fırçaların umrunda değildi.

Yolculuk vakti gelmişti. Uçmalıydım artık. Bedenime burada beklemesini söyledim. Hfif yatar pozisyonda yere oturdum. Sırtımı yatağa dayadım. Başımı yana düşürüp, kollarımı bana ait değilmişçesine bıraktım.

Hava çok soğuktu. Oysa ben yanıyordum, alnım ateş gibiydi. Ter içinde kalınca, hırkamı - annemin ördüğü mavi yün kırkamı - çıkartıp, sert bi hareketle duvara fırlattım. O an içim özlemle doldu. Çünkü birisi yarama dokundu... Bi ses sana dokundu.
        'Oysa soğuk gecelerde bir kaç defa üstümü örtmeye gelirdin, üşümeyi çok özledim annecim...'

Aynı anda kahrolası perde 'özlemenin sırası değil' dercesine havalanınca, üzerindeki mavi kelebekler dört bir yana uçuştu. Asi perde bembeyaz kesildi. Bi kahkaha attım.
Gözlerim perdede:
       - Yüzün kireç gibi oldu, dedim.
Sesim odada dolaştı. Duvarlara vurup bana birşeyler anlatmak isteyen uğultuya dönüştü. Korktum... Yağmur, cama giderek daha şiddetli vurmaya başlayınca, anladım... Sırrı çözdüm. O gece beni öldüreceklerdi.

Dehşete kapılıp hızla yerimden kalktım. Başım döndü. Bir destek arayan ellerimin sıkıca kavradığı masa sarsıldı. Devrilen mum, etrafa alevler sıçratınca, duvarlar kana boyandı. Aynı anda masadan maviler saçıldı.

Ayağıma dolanan mavilere baktım. Çocukken oynadığım misketler miydi? Yoksa mavi taşlı kolyem mi kırılmıştı, masa sarsılınca. O ses yine yereme dokundu. Yine sana dokundu.
        'Küçükken ellerime tutuşturduğun mavi şekerleri özledim annecim...'

Maviler ayağımın altında erimeye başladı. onlar eridikçe sular yükseliyordu. yağmur damlaları odama girmişti. Yağmurlar ve damlalar... Boğacaklardı beni. Odada bi çığlık koptu. Birisi... Bi çığlık... Aynı anda sert bi hareketle kapı açıldı. Kapının önünde birşey... Bi gölge miydi? Bi canavar mı? Çıt diye bi ses duydum. Odaya dolan ışık gözlerimi kamaştırdı. Gölge?.. Yok hayır canavar. 'Allah kahretsin' diyerek masada tutuşmuş olan kağıtları söndürdü. Sonra beni iki eliyle kavrayıp kendine çekti. Gözlerinde ki, o her zaman ki anlamla, babamdı karşımda ki.

    -Neler oluyor?
    -Bırakır mısın kolumu?
    -Yine mi yaptın?
    -Bırak beni lütfen
    -Daha geçen hafta söz vermemiş miydin? 'Bu son' diye yeminler eden sen değil miydin?
    -Baba... Baba üzgünüm ama benim suçum değil. ben hepsini yutmuştum. Ama maviler, geri gediler. Yağmur damlaları ve onlar... Baba bizi öldürecekler, kaçalım burdan.
    -Öl! Umrumda değil artık anlıyor musun? Tükendim... Bittim. dayanacak gücüm kalmadı. nasıl yaparsın bunu anlamıyorum...
    -Baba... Gidelim burdan.
    -Allah kahretsin!
    -Telfonunsırası değil. Kaçmalıyız. Tamam git, beni görme. Utanma sırası değil baba. Görmüyor musun duvarlar eriyor...


...Kendimden geçmiş olmalıyım... Dizlerimin büküldüğünü hissettim. bir el bileğimden kavradı. Babamın benden nefret ettiği zamanlar koparttığı feryat, ilk kez umrumda değildi.
       -Allah kahretsin bunlar benim başıma da mı gelecekti!
Hastane odasının duvarları...Öyle soğuklar ki. Üstelik yalnız olduğumu yüzüme vurmaktan çok hoşlanıyorlar. Kollarım serumlardan mosmor, hemşirelere kaç defa 'Bu son... Son.' diyerek tövbeler ettiğimi çok iyi biliyorlar. Bu yüzden mi artık; beni gördüklerinde acır gibi bakmaları?
    Yine o ses:
'Koridorda sana doğru koşarken minik ellerimi dokundurduğum sevecen duvarları özledim annecim...'diyor. Bu defa benim sesim, farkındayım...

  Hayatımın özeti:
'Önce mavi şekerlerimi çaldılar. Sonra düşlerimi... Düşlerimin yerine pişmanlıklar koydular. Mavi şekerlerimin içini acıyla doldurup, bana geri sattılar.'
.......Sen varken yapamazlardı annecim........

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder