Küçükken çok çirkinmişim ki...
- Doğduğumda doktorlar babama gelip "elimizden geleni yaptık, ama ne yazık ki dışarı çıktı" demişler..
- Doğum kontrolu reklamları için hastane duvarlarına benim resmimi asmayı teklif etmişler..
- Annemin sabah bulantıları beni doğurduktan sonra başlamış.. hatta hatırlıyorum da ona ilk sarılmak istediğimde "lütfen sadece arkadaş kalalım" demişti...
Amcam "ölmeden onu son kez kucağıma almak istiyorum" demiş.. bunu elektrikli sandalyede infaz edileceği sırada söylemiş..
- Deniz kenarına inip kumlara uzandığımda böcekler beni hemen kuma gömmeye başlardı..
- Bir gün sokakta kaybolmuştum, dolaşırken bir polise rastlamıştım ve ondan yardım istemiştim.. "annemi bulabilecek miyiz?" diye sorduğumda bana "bilemiyorum, saklanabileceği pek çok yer var" demişti..
- Bir keresinde de beni fidye icin kaçırmışlardı ve bir parmağımı kesip babama göndermişlerdi, babam da "bu parmaktan çıkaramadık, daha fazla kanıt gönderin" diye cevap yazmıştı..
Gecenlerde doktoruma gittim, "her sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda midem bulanıyor, acaba neyim var?" dedim.. Doktor "bilmiyorum ama gözlerinizde hiçbir sorun yok" dedi...Sonra bir şişe viskiyle bir kutu uyku ilacı yutmami ve dinlenmemi söyledi.....
14 Eylül 2010 Salı
12 Eylül 2010 Pazar
...Boşuna...
Kavgalarla, tartışmalarla, mahvolmuşluklarla geçen aylar;
Kim bu kadar üzer ama bu kadar severdi beni, senin kadar...?
Farkettim ki, biz daha fazla mutluluğa sahip olmayı,
her defasında elimizdekiyle yetinmelere tercih etmişiz...
Güneşte karın yağışını, karda güneşi özlemişiz;
bu yüzdenmiş anlaşmazlıklarımız, parçalanışımız...
Eğer bir kere olsun tereddüt etmeden sevebilseydik,
uğraşmasaydık hep gözümüzde daha iyi olmaya,
düşünmeseydik hep, karşımızdakinin son adımını,
Belki o zaman yan yana hiç tökezlemeden yürüyebilirdik.
Biz elimizdeki zamanı, zamansız yere tükettik.
Doğru zamanda yanlış şıkkı, yanlış zamanda doğru şıkkı seçtik.
...Keşkelere aşık olup belkilere sığınarak kaybettik.
Hiçbirşey uğruna, birbirimizden vazgeçtik...
Kim bu kadar üzer ama bu kadar severdi beni, senin kadar...?
Farkettim ki, biz daha fazla mutluluğa sahip olmayı,
her defasında elimizdekiyle yetinmelere tercih etmişiz...
Güneşte karın yağışını, karda güneşi özlemişiz;
bu yüzdenmiş anlaşmazlıklarımız, parçalanışımız...
Eğer bir kere olsun tereddüt etmeden sevebilseydik,
uğraşmasaydık hep gözümüzde daha iyi olmaya,
düşünmeseydik hep, karşımızdakinin son adımını,
Belki o zaman yan yana hiç tökezlemeden yürüyebilirdik.
Biz elimizdeki zamanı, zamansız yere tükettik.
Doğru zamanda yanlış şıkkı, yanlış zamanda doğru şıkkı seçtik.
...Keşkelere aşık olup belkilere sığınarak kaybettik.
Hiçbirşey uğruna, birbirimizden vazgeçtik...
Sitem
Varlığnla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın...
Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.
içimden olmayacak , boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
Hani hep kızardın ya 'konuş, konuş, konuş' derdin. haykırabilir miyim şimdi korkaklığını
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa...?
Aslında alıştırmalıyım kendimi, hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum heryer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin sevilebilmenin yeri; her yer. Zamanı; yaşanan ve gelecektüm zamanlar olmalı, benim için...
Evet sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla, hapsetmeliyim bu anılar sokağına. kopan takvim yaprakları sensiz geçn günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı bırakmalıyım artık.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı, hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bu aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun...
Sanki ben hiç senim olmamış, sanki biz hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yenibir şarkı söylemenin vakti. Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki ben, hiç senim olmamış gibi...
Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.
içimden olmayacak , boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
Hani hep kızardın ya 'konuş, konuş, konuş' derdin. haykırabilir miyim şimdi korkaklığını
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa...?
Aslında alıştırmalıyım kendimi, hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum heryer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin sevilebilmenin yeri; her yer. Zamanı; yaşanan ve gelecektüm zamanlar olmalı, benim için...
Evet sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla, hapsetmeliyim bu anılar sokağına. kopan takvim yaprakları sensiz geçn günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı bırakmalıyım artık.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı, hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bu aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun...
Sanki ben hiç senim olmamış, sanki biz hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yenibir şarkı söylemenin vakti. Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki ben, hiç senim olmamış gibi...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)